Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde yer alan Kore Savaşı Anma Alanı, savaşın kolektif bellekte bıraktığı izleri mekânsal bir deneyim üzerinden ele alan bir yarışma projesi olarak kurgulanmıştır.
Lüleburgaz’da konumlanan bu anma alanını, İzmir’de faaliyet gösteren mimarlık ofisi olarak ele aldığımız tasarım sürecinde; savaş kavramını yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, bellek, kayıp ve belirsizlik üzerinden okunabilen çok katmanlı bir olgu olarak değerlendirdik.
Projeyi, anıtsal bir yapı üretmekten ziyade, kullanıcıyı mekân içerisinde yönlendiren, dolaşım ve deneyim üzerinden anlam kazanan bir açık alan sistemi olarak kurguladık. Bu doğrultuda önerilen yürüyüş rotaları, açık alanlar ve mekânsal kırılmalar, ziyaretçilerin bireysel bir deneyim kurmasına olanak tanıyan, yer yer kaotik ve parçalı bir mekânsal dil üzerinden ele alınmıştır.
Bu yaklaşım, savaşın kesin bir başlangıç ve bitişe sahip olmayan, zamansal olarak “arada” kalan doğasını mekânsal bir karşılık üzerinden yeniden düşünmeyi amaçlayan bir anma alanı önerisi sunmaktadır.
Projenin temel yaklaşımı, savaşın doğrudan temsilinden ziyade, onun yarattığı duygusal kırılma ve belirsizlik hâlini mekânsal olarak hissettirmektir.
Bu doğrultuda alan, net sınırlar yerine parçalı ve akışkan bir kurgu ile ele alınmış; kullanıcı deneyimi lineer değil, keşfe açık bir yapı olarak tasarlanmıştır.Alan içerisinde tanımlanan yürüyüş yolları, açık ve yarı açık mekânlar ile birlikte ilerleyen bir anlatı oluşturur.
Bu kurgu, ziyaretçiyi yönlendirmekten çok, onu mekânla karşılaşmaya ve kendi rotasını oluşturmaya davet eder.
Zemin düzleminde oluşturulan izler ve akslar, mekânsal hafızayı taşıyan birer katman olarak çalışır.
Bu katmanlar, kullanıcıyı belirli bir rota boyunca ilerletmek yerine, farklı yönelimlere açık bir dolaşım önerir.Projede hissedilen kontrollü düzensizlik, savaşın yarattığı kırılganlık ve belirsizlik hissini mekâna taşır.
Ancak bu kaos, tamamen rastlantısal değil; belirli bir düzen içerisinde kurgulanmış bir denge hâlidir.
Doğal ve yalın malzemeler, projenin anıtsal dilini güçlendirirken, açık alan kullanımı ve ışık-gölge ilişkileri, günün farklı saatlerinde değişen bir mekânsal atmosfer oluşturur.
Gece kurgusunda mekân, daha içe dönük ve yoğun bir deneyime dönüşür.
Sınırlı ve yönlendirilmiş aydınlatma, kullanıcıyı belirli odak noktalarına çekerek anma hissini güçlendirir.